Rize Müze Müdürlüğü

İlimiz Tarihçesi

  • Rize Merkezi Genel Görünüm
 
            1877    tarihinde yazdığı Trabzon Tarihi adlı eserinde Şakir Şevket, Rizenin doğusunda bulunan derenini kenarında prinç ekilmekte olduğundan, Rumcada pirinç anlamına gelen İriziyos adı bu dereye verilip il’e bu ad konuldu, diyor.

           Fahretttin Kırzıoğlu ise “Arşaklı 3. Tiridat’ın (287-330) Romadan getirdiği kâtibi Agathangelos, 286 yılı olaylarını anlatırken Erzincan’dan Erez diye bahseder. Yine aynı şekilde 324’te ölen Süryani Kalaglı Zeno Daron Tarihi adlı eserinde Aziz Grigor’un hükümdarın izniyle eskiden yapılan putları kırmağa başladığı sırada Erezdekileri de temizlediğini anlatır. Rize adının da Erzincan’ın eski adında olduğu gibi, ikiz adı olarak Erıza/Erez olduğunu, Baştaki E sesinin yutulmasıyla Erıza/Rıza/Rize şekline dönüştüğünü belirtmektedir. Bölgede halk arasında Rize’den “İrize” şeklinde söz edilmektedir.

Sakaların/İskitlerin Rize Ve Çevresine Yerleşmeleri:

           Doğuda Gence-Kazak kesiminden batıda Çoruh ağzına kadar yayılan ve merkezi Orbet/Şamsolde olan eyeletin en batıda, Şavşat- Ardanuç-Artvin-Borçka ve Gönye’yi içine alan sancak Kalarç adını taşımaktaydı. Bu Türk boyunun bir kolu olatrak , Saka göçleriyle  Aşağı Çoruh boyu ve Rize- Batum arasına yerleştiği anlaşılmaktadır.

Askur (Azgur/Yazgur) Adlı Oğuz- Türkmen Boyu:

         M.S. 131 yılında gemi ile batıdan doğuya doğru Karadeniz kıyılarını dolaşan Arrianos; Rhizios (Rize) çayının 4 Roma mili (5920 m.) doğusundaki çayın adının, Yunanca eserinde Askur’os ve lâtincesinde Askur’us adıyla anıldığını belirtir.  Askaroz deresinin güneye doğru her iki vadiboyunca yerleşen Azgurlar Kasarcılar köyünde İpekoğlu, Pazarköy ve Derebeşı Köylerinde yaşayan İbuklar bu Oğuz Boyunun temsilcileridir.Oğuzların Azgur Boyu  bu vadiye yerleşerek  adını bu dereye (Askoroz) verdikleri anlaşılmaktadır.

          Ayrıca Azgurlar Rize ve çevresinde tek Türkmen / Oğuz topluluğu değildi.  Çoruh ağzına kadar ki Kalarç boyundan başka; Çoruh başlarında ve Bayburt İspir kesiminde, Sakaların koluun Sespeir, Hesperit/ Hesperler Boyu, Sibir/ Sinerya’ya da adını veren bir kolunun dalı olarak buralara yerleşmişti. 

ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE RİZE

         Pontos’u yıkıp Trabzon ve Rizeyi hakimiyet bölgesi içine katan Romalılar, Rize’yi önce Kappadokya eyaletine bağlamış, sonra da kurulan Pontus Polemoniacus eyaleti içine almıştı. Başlangıçta Roma’nın doğu sınırlarını kralları Roma tarafından taç giydirilmiş küçük krallıklar tarafından korunması siyaseti    güdülürken, bu siyaset daha sonra değiştirilerek, Roma hudutlarını bizzat Roma askeri lejyonları tarafından korunmasına başlanmıştı.

           Rize bölgesi de Roma Garnizonları tarafından korunmaktaydı. Bugün Ziraat bahçesinin bulunduğu tepedeki eski Rize Kalesinde bulunan Pontic 2 Lejyonu’na bağlı bir süvari bölüğü vardı.  Osmanlı Dönemi Salnamelerinde Kale-i Köhne olarak adlandırılan bu kale içinde St. Orientos(Aya Randos) manastırı, konaklama yerleri, ticari ve askeri depolar bulunmaktaydı.

            Bu dönemde Roma imparatorluğunun bir eyaleti olan Trabzon’un doğu kesiminde Lazika Krallığı bulunmaktaydı. Roma İmparatoru Kostantin’in çıkardığı bir fermanla, Hristiyanlığı serbest bırakması üzerine bölgede bu din hızla yayılmaya başladı.

LAZLARIN RİZE BÖLGESİNE GELİP YERLEŞMELERİ

           Laz Adı: Türklerin sarı saçlı, gök gözlü, sarışın ve kumral Kıpçaklar kolundan gelen Lazlar’ın ataları ikiz adlı olarak tanınmışlardır. Kuzey Kafkasyadan doğup, Azerbabcan’ı boyan boya kat ederek Bakü’de Hazar Denizine dökülen Kür Irmağına; Kuzey Kafkasya’da soldan karışan Alazan Çayı ile onun sağ kolu Yor/Kabur çayına da aynı isim verilerek her ikisine de İki Alazan denilmektedir. Kafkas sıradağları ve çevresi yerlilerinde yabancı adların başındaki sesleri yutma alışkanlığı vardır. Böylece Alazan/ Alazon/ Alaz şeklindeki söylemin başındaki a sesi yutularak zamanla Laz olmuştur. Böylece bu Türk boyu geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu adla anılmaktadır.

           Rize kesiminde yaşayan Lazlar buraya 562 yılında Faş/Ryon boylarından göç ederek o zaman Bizans toprağı olan Çoruh soluna geçmişlerdir. Bitişken dilli olan Lazlar kendi aralarında üç lehçe ile yazısız bir dil konuşan küçük bir topluluktur.  Doğuda 1921’den beri yarısı Acaristan Özerk Cumhuriyetinde kalan Sarp Köyünden, Batıda Rize’nin doğusundaki Pazar İlçesinin kıyı köyleri ile kasabalarına yerleşmişlerdir.

ORTAÇAĞ 395-476      YENİ ÇAĞ 476-1453      

DOĞU ROMA BBİZANS HAKİMİYETİNDE RİZE 395- 1204

        Roma İmparatorluğunun395 yılında ikiye ayrılması ile birlikte Rize de Doğu Roma sınırları içinde kalır. Rize’nin doğu kesiminden Rion ırmağı arasında uzanan bölgede yer alan Lazika Krallığı Roma’nın vasalı kralları tarafından yönetiliyordu.

            641 yılında Bulgarları yenen Hazarlar onları ikiye ayırmış; bir bölümü batıya göçüp Tuna Boylarına yerleşirken, bir bölümü de kuzeydoğuya Volga boylarına çıkarak Hazar egemenliği altında yaşamaya başlamışlardı. Tuna boylarına yerleşen Bulgarlar burada Islâv kitleleri ile birleşerek Bizans ile mücadeleye girişmiş ve devletlerini kurmuştu. Bizans ordusu tarafından 530 da mağlup edilen Bulgar Türklerinden bir kısmı Anadolu’ya geçirilmiş, Trabzon, Çoruh, Yukarı Fırat ve Doğu Karadeniz bölgesindeki garnizonlara asker olarak yerleştirilmiştir. Fatih’in Trabzon’u almak üzere gelirken aştığı Bulgar dağının ismi bu zamandan kalmıştır.

         Kavimler Göçü ve Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde devletler kurmuş Türk Kavimlerinin, Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bugünkü toplumların oluşmasına katkıda bulunduğu gibi Kafkaslar ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde de günümüze ulaşan toplumların oluşmasına etkide bulunmuştur.

          Çamlıhemşin’in Dik Varoş, Düz Varoş ve Çat köyleri ise bölgede Macarca olan yer isimlerinden bölgeye yerleştiği anlaşılan Çik ve Karluk Türkerinin Rize bölgesine ne zaman geldikleri konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak Trabzon sancağı tapu tahrir defteri kayıtlarına göre Rize ninen büyük köylerinin adı Çikara’dır.

           Karadeniz’in kuzeyinde daha sonra ortaya çıkan bir diğer Türk Kavmi de Kumanlardır. Hazarlar gibi birçok boyun karışmasından meydana gelen Kumanlar, Peçenekler ve Uz göçleri ile organik bir şekilde birbirlerine bağlı olarak 1050’den başlayarak 30 yıl kadar bir süre içinde Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara yayılmıştı.

         Bu bölgedeki Uz ve Peçeneklerin kalıntılarını da kendilerine katarak 1080’lerde Tuna ve Karpatlara kadar ulaştılar. Bu kadar geniş bir sahada gruplar halinde faaliyet gösteren Kumanlar’ı İslam kaynakları Kıpçaklar olarak anar.  

           Tarihi olayları incelediğimizde Kumanların bu bölgeye girmelerinin Kafkasya ve Gürcistan üzerinden olduğunu görüyoruz. Gürcistan Kralı David Ağmaşenebeli (1092-1125) on ikinci asırda ülkesinin durumunu düzeltebilmek için birçok reformlar uygulamaktaydı. Kendi komutasında sürekli ve nizami bir ordu kurmak için Kuzey Kafkasyaya giderek orada Kuman/Kıpçak oymakları işle anlaşıp paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdu.

          1124 yılında Çoruh vadisine ve İspir bölgesine yerleşen Türkmenlere baskın vererek kovalayan Kumanlar buraları ele geçirdi ve Türkmenlerden boşalan topraklara yerleşmeye başladılar.1118-1124 yılları arasında Kuman Hanı Atrak’ın damadı olan ve Karadeniz’in kuzeyinde devletleri çökme noktasına gelmiş Kumanları ülkesine yerleştirerek 1124 yaz sonunda 60 000 atlıya ulaşmış, Kumanlardan oluşan ordu ile ülkesinin sınırlarını 6 yılda  birkaç misli büyüten David 25 ocak 1125’te ölünce yerine geçen Dimitri’nin yaptığı ilk iş  yeni gelenlerle birlikte iskan sorunları halledilemediği için Kral David e karşı birkaç defa isyana teşebbüs eden Kumaları Ardahan, Göle, Oltu, Tortum, Şavşat, Ardanuç, Yusufeli bölgelerine yerleştirerek iskan sorunlarını halletmiştir. 1177 tarihinde Gürcistan Kralı III. Giorgi tahtı ele geçirmesine yardımcı olan Kubasar Beyi başkomutanlığa atadı.Rize ikizdeeye bağlı Cimil merkez olmak üzere ,Pazar, Ardeşen, Viçe, Hopa Çamlıhemşin ile Sürmene’nin Cimilit Köyünde yaşayan ve Osmanlı döneminde de tımar ve nüfus sahibi Kumbasaroğullarının Kubasar’ın soyundan geldiği bilinmektedir.

KÜR ARAS VE ÇORUH BOYLARINA İSLAM AKINLARI

        Arap kaynaklarından Belâzuri’nin verdiği bilgilere göre Hazarlar idaresindeki ikinci Ermeniyye/ İkinci Oğuz Ellerinden Curzân/ Gürcisten ülkesindeki yerlerden bir kısmını 646 yılında Habib bin Mesleme kumandasındaki İslam ordusunun barış yoluyla cizyeye bağlayarak itaat altına aldığı ve hepsi Kür ırmağını Yukarı ve orta kolları üzerine ve Çoruh boyunda bulunan yerler arasında Şavşit/ Şavşat ve Kalarç Yurdu ile anılan yerler bulunmaktadır.

ÖZET

         Rize yeşil ve mavinin kucaklaştığı, bulutlu dağları, çoşkun akan dereleri yemyeşil yayları ile dünyanın cennet köşelerinden biridir. Kuzeydoğu Anadoluda Karadeniz kıyısında 400 22/ve 41028/ doğu boylamları ile 400   20/ ve 410 20/ kuzey enlemleri arasında yer alır.

          Rize ili ve çevresinin bilinen ilk sakinlerinin yuvarlak başlı, bitişken dilli ve Türk ırkıyla akraba Asyaniklerdir. Orta Asya ve Türkistan’dan gelme Sümer ve Elamlılarla soydaş sayılan Hurri’ler M.Ö. 3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya yerleştiler.  Kür, Aras, Çoruh Irmakları ile Yukarı Dicle ve Yukarı Fırat boylarını yurt tuttular.

           Hurrilerin Khaldili denilen kolu küçük beylikler halinde yaşıyordu. Güney komşuları Asurlular ile sürekli savaşan bu kavime Asur dilinde Yukarı el- Yüksek ülke anlamına gelen Ur-Artu deniliyordu. İyi birer madenci, su yolu ustası ve büyük taşlardan harçsız kaleler yapan bu kavim, bu yüzden Urartulu diye tanınmaktadır. Çoruh boyunda ve Rize bölgesinde soydaş Asyaniklerden Kulki-Kolk kavmi ile komşu olan Urartular tüm Doğu Anadolu’yu içine alan bir devlet kurdular.

          Rize adının değişik anlamları ifade ediliyorsa da bunun pirinç anlamına gelen İriziyos’tan çıktığını belirtenler çoğunluktadır. Geçit vermeyen dağları ve güvenli olmayan sahilleri ile küçük ve teşkilatsız toplulukların yerleşmesine imkân vermeyen Rize bölgesi M.Ö. 2000 lerde Kimmerlerin göçüne sahne olur. Ardından Saka’lar gelir. M.Ö. 56-53 yılları arasında Çoruh boyları ile Rize bölgesi Arşaklı’ların hakimiyetine girdi.    562 yılına kadar Faş/Rıyon boylarında yaşayan Laz’lar bu tarihten sonra Çoruh Irmağı soluna geçerler.

       M.Ö. 301 yılında Pers Satrap’ının oğlu Mitridates 1 tarafından kurulan Pontos devletinin sınırları içerisinde değişik kavimler yaşamaktaydı. Tibarenler, Amazonlar, Kohlllar, Makronlar, Mosinekler, Marlar, Halipler, Alizonlar, İskitler, Abazalar, Lazlar ve İranlılar gibi M.Ö. 63 yılına kadar devam eden Pontos hakimiyetini bu tarihten sonra, Roma İmparatorluğu dönemi izler.

Bu dönemde Roma İmparatoru Kostantin’in çıkardığı bir fermanla Hristiyanlığı serbest bırakması üzerine, Horasan Arşaklıları kolundan gelen bir prens Anak oğlu Aziz Grigor, Grigoryanlık mezhebini kurar. Bu mezhep Arşaklılar arasında hızla yayılır. 395 de Roma İmparatoluğunun ikiye ayrılması ile birlikte Rize’de Doğu Roma’nın nüfuz alanı içinde kalır. 4. ve 5. yüzyılda Kafkaslarda hakim unsur Hunlardır.   

          Doğu Karadeniz e hakim olmada ve Kafkasya’dan gelen akınları önlemede zorlanan Roma (Bizans) Hıristiyan olmuş bazı Türk ve Peçenek Türkleridir. Hızlı bir Hıristiyanlaştırma politikası izleyen Roma (Bizans) bu yolla Hıristiyan toplulukları asimile ederek de Yunanlaştırmaktadır.  Nitekim buna karşı çıkan Gürcü Kilisesi, Rum Ortodoks, kilisesinden ayrılır. İstanbuldan sadece kiliselere getirdiği Yunanlı papazlarla Hıristiyan olan toplulukları kendi ana dillerini unutturarak Yunanca konuşmaya zorluyordu.

           Hıristiyan olup Yunanca konuşanlara da Rum denmek suretiyle asimilasyon tamamlanıyordu. Rize’nin sahil kesiminin dışında kalan vadiler ve yaylalar; Kumanlar Kıpçaklar, Balkarlar, Avarlar, Azgurlar gibi değişik Türk toplulukları tarafından şenlendirilmişti. Çoğunluğu çağın Hak dini ola Hıristiyan olup, genelde Gregoryen mezhebinde idiler. Yayla kesimine hâkim olan Hıristiyan Gregoryen Oğuzlar buralara ve Çoruh havzasına pek çok kilise yaptılar.

           XI. yüzyıldan itibaren Selçuklular Rize bölgesinin vadiler ve yaylalar kesimine akmaya başlamışlardır. Müslüman olan bu Türkmen toplulukları, Rize bölgesini hem şenlendirdiler hem de ezan seslerinin vadi ve yaylalarda yankılanmasına neden oldular. Bizans’la Selçuklular arasındaki Pasinler, Malazgirt ve Kol Köyü savaşları Bizans’ın yenilgisi ile sonuçlanınca Anadolu kapıları Türklere açılmış oldu.

Böylece kuzeyden Rize’nin vadiler ve yaylalar kesiminde yoğunlaşan Türk nüfusu Rize sahil kesimini tazyik etmeye başlamıştır. Nitekim Fetih sonrası bu bölgelerin 3/2 nüfusu daha aşağılara ve sahile akmıştır. Bugün bu yerleşimleri incelediğimiz zaman bunu görmekteyiz.

          Trabzon’da Gürcü Kraliçesi Tamara’nın askeri desteğiyle bir devlet kuran Bizanslı Prens Komnen, sadece Trabzon surları içinde varlığını sürdürebiliyordu. 1461 de Fatih’in Trabzon’u alması ile birlikte Karadeniz’in Fethi tamamlandı. Fetihle birlikte Rize bölgesine yoğun bir göç yaşandı. Osmanlı devletinin hoşgörülü yönetimi burada fetihten önce yaşayan toplulukların yeni yönetime sıcak bakmasına neden oldu. Bu sıcak bakış ve hoşgörü 1461 i takiben 100-150 yıllık süre içine, İslam’ın Rize’de tartışmasız tek din olmasını sağladı.

           Fetih sonrası Rize’de gerek Fatih döneminde gerekse de Yavuz ve Kanuni dönemlerinde yoğun bir göç ve iskân hareketi oldu.

Maddeler halinde;

1-İkizdere, İyidere, Derepazarı, merkez ilçe, Güneysu ve Çayeli bölgelerine 1502 den sonra Akkkoyunlu devletinin yıkılışı ile birlikte gelen Akkoyunlu Türkmenleri,

2- Maraş-Elbistan bölgesinden Dulkadir Oğulları Beyliğinin yıkılışı ile birlikte Yavuz tarafından gönderilen Türkmen aşiretleri;

3- Fatih tarafından yıkılan Karaman Oğulları Beyliği’ nin Türk ve Müslüman halkı,

4- 40.000 Kuman ailesi daha sonra Çoruh ırmağının batısına geçerek Kemelpaşa, Hopa, Arhavi, Fındıklı, Pazar, Çayeli ve Merkez ilçeye yerleşmişlerdir. Türkçe konuşan bu Hırıstiyan Türk toplumu, Müslüman olan ve kendileri ile aynı dili konuşan kardeşlerinin dini ola islamiyete girmişlerdir.

5- Hemşin Bölgesinde bulunan, Hıristiyan, Gregoryen, ve Türkçe konuşan Oğuz, Kuman toplulukları da coğrafi yakınlık ve yol güzergahı üzerinde bulunan İspir’in Müslüman halkı dolayısıyla kendi rızaları ile Müslüman oldular.

6- 80.000 kişilik Çepni Türkmenleri, Trabzon ile Rize’nin İkizdere, Kalkandere, İyidere, Derepazarı ve merkez İlçelerine yerleştiler.

7-    Lazika  Krallığı’nın yıkılışından sonra, (6. Yüzyılda) Çoruh nehrinin batısına geçen  ve Kafkaslardan inen bir Türk boyu olan Laz’lar da Kemalpaşa, Hopa, Arhavi, fındıklı, Pazar bölgelerine yerleşerek 15. Yüzyılı takip eden ortalama 150 yıllık bir süreçte kendi rızalarıyla son hak dini islamiyete girerek Müslüman olmuşlardır.

             Asırlarca ortak bir coğrafyayı, tarihi dini kültürü paylaşan bir millet topraklarını sömürgecilere karşı savunmuş ve bunda da başarılı olmuştur. Ülkesini istilacılara karşı savunan bu insanların yanında az da olsa istilacılara katılıp, çete kuran, komşusunu göçe zorlayıp evine barkına sahip olmaya çalışanlar da vardır.

         Büyük acı yokluk ve katliamların yaşandığı bir bölgede olan halkımız birlik ve dayanışma şuuru içinde zorlukları yenmesini bilmiştir. 1. Dünya savaşı öncesi ilimizdeki toplam nüfusları 500-900 civarında olan Rum ve Ermenilerin işgalci Rus kuvvetleriyle birleşerek halkımıza yaptıkları hafızalardan silinmemiştir.